| sen |
|
|
|
|
sen
sen yoksun diye sen yoksun diye güneş kızıl batmadı akşam vakti bulutlardan bir perde çekti önüne sensizliğe sessiz ağladı gece benim yerime sen yoksun diye boş kalan ellerim bedenine susayan belim sarılıp doyamadı gece sadece karanlıktı hatırası acı aşkların üstüne senin yalnızlığın lavanta kokan tenin ya sen olmayınca anıt diken sevgiye adam bir masada oturan sessiz güzelin dudakları ıslak al pembe yanakları elma etrafa cilvemsi gözleri yalnız gözleriyle severken adamı şipşak dokunuşların tatlılığında adamın elleri bir iner yüzünde donuk bir ifade kahverengi gözlerce sevilirken adamın elleri bir çıkar uzun uzun dokunamayışın masa altı acı aşkları anıt gibi dikebilen bir adam gözleriyle sevişirlerdi kalabalıkta tek şahitleri masa altı gözlere inmişti geceden bir perde üstüne sadece dikilen masada kadehler aşklarının anısıydı haydi şerefe lavanta çiçekleri kokan gece sen yoksun diye kalbim durmuş emekli doktorlar açmış masada aşkına yazıyormuş birde şaka durma doktor kapa sen yanaşmışsın yanıma tek damla göz yaşın düşmüş kalbime dudakların dudaklarıma aşkın tek damla göz yaşının ağırlığına dayamayan bu yürek yaşama demiş bir daha merhaba sen varsın diye glayöller takılmış kuyruklu yıldızlar hala ters dolanır dururlar gece dünyanın aksine bir de senin yokluğuna anıt diken bir adam umut gün batımının ardından gök yüzünde son kalan kızılda güneş batmadan önce varlığında bu mısraları yazmış göçüp gitmiş masada adam kadehte kırmızı şarap kalan dudak izleri armağan aşkından son bıraktığı anıt sana
00.18 – 05.01.2006
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|



